BOSEV

Osman GÜLEÇ

(Yönetim Kurulu Üyesi- GENEL MÜDÜR)

Şu fani dünya; ne hoş bir ortam. İnsanlar alabildiğine koşuyor, alabildiğine bir mücadele ve uğraşı içine giriyor. Sonunda olacak oluyor ve esas örüşme ve yargılanma yerine; temelli olarak kalınacak âhiret alemine göçüyor ve hiçbir unutkanlığın, eksikliğin olmadığı; amellerin tastamam kaydedildiği defteri karşısında bularak;

“Kulum, Oku kitabını” hitabına muhatap oluyor. Bizi çepeçevre kuşatan ve hayatımızın devamını sağlayan etkenler nedeniyle; bu fani varlığımız, azen bir firavun kadar kibirli, bazen kârun kadar zengin, bazen da dünyanın en fakir ülkesinin insanları gibi sefil ve perişan bir hayat sürerek bu fani dünyadaki hayat serüvenlerini tamamlamaktadır.

Yüce Mevla’mıza binlerce kere hamdediyoruz ve bu hamdimizi bir ömür boyu sürdürüyoruz. Bizi Müslüman olarak yarattı, çok sevdiği ve” Habibim sen olmasaydın, sen olmasaydın, bu âlemi yaratmazdım” diye buyurduğu bir peygamberine ümmet yaptı. Devamında, günde 5 vakit secde eden, kendisinin ve peygamberinin buyurduğu ve emrettiği her hususu şeksiz ve şüphesiz kabul eden bir kul olarak, hayatımızı sürekli kıldı. Bir insan için bundan daha büyük bir saadet ve şans olur mu? Elbette olmaz ve bundan sonra da olmayacaktır.

Bizlere ihsan edilen bu nimetleri ancak; bir ömür boyu istikamet üzere, akidemizi bozmadan ve her türlü zorluk ve engelleri aşarak, rabbimizin rızası dâhilinde bir hayat sürerek emanet olarak verilen canımızı Yücem mevlamıza teslim etmekle mümkün olacağını düşünmeliyiz. Şunu hemen belirtelim ki, bir insanın ömür boyu istikamet üzere ve akidesini bozmadan yaşaması öyle sanıldığı kadar kolay olmaz. Bunun olmazsa olmaz şartları var ve bu şartlara riayet etmeyenler, hayatlarının herhangi bir safhasında tepe taklak giderler de iş işten geçtikten sonra haberleri olur ama geriye dönüş olmayabilir. Onun için bir damla sudan yaratılan insanoğlu, kendine fazla güven duymadan ve yaratanın kendisine ihsan ettiği nimetler elinden çıkmadan ve fırsatlar kaçmadan. Zamanında tedbirini almalı, içerisinde bulunduğu ve her an tabi tutulduğu imtihanı kazanmaya gayret sarf etmelidir.

Bu tedbirlerin en önde geleni, başta kendisi olmak üzere, yaratılan bütün varlıkların geçici ve gerçek sahibinin Cenab-ı Hak olduğunun idrakinde olması; ikincisi, kendi tasarrufuna verilen bütün imkân ve varlıklarda diğer insanlar dâhil, her türlü mahlûkatın hak sahibi olduğunu bilmesi; başka bir ifade ile kâinatta mevcut bütün varlıklarda, her canlının direkt veya endirekt bir hak ve bir payının olduğunu idrak etmesi olmazsa olmaz şartlardandır. Çünkü gerçek mülk ve hüküm sahibi Allah’tır. (CC) insanoğlu; kâinattaki tüm nimetlerin, kendisi ile birlikte diğer canlı cansız tüm varlıkların istifadelerine sunulmak üzere Rabbimiz tarafından kendisine emanet olarak verildiğini düşünmesi, her türlü problemi çözecek ve tüm belirsizlikleri somutlaştıracaktır. Bunun zıttı, emanet olarak kendisine verilen her şeyi, benim benim diyerek sahiplenmesi, bu nimetlerin gerçek sahibini unutarak veya inkâr ederek hareket etmesi; içerisinden çıkılmaz bir noktaya veya belirsizliğe götürür ki, Rabbimiz bütün inananları bu tür sağır ve kör noktalara düşmekten korusun.